Bugünkü yazı biraz içsel, biraz duygusal olacak…
Çünkü konu sağlık.
Sokakta kime sorsanız, hayatın en önemli meselesini konuşurken ortak bir cümle kurar:
“Önce sağlık olsun…”
Gerçekten de öyle.
İnsan bazen hayatın koşturmacası içinde bunun farkına varamıyor. Para, pul, makam, mevki, ev, araba, iş, güç derken ömrü tüketiyoruz. Sonra bir gün küçücük bir sağlık problemi çıkıyor karşımıza ve bütün öncelikler bir anda yer değiştiriyor.
Rahmetli iş insanı Sakıp Sabancı'nın yıllar önce bir televizyon programında söylediği sözler hala kulaklarımda.
Milyonlara, milyarlara hükmeden Sabancı, engelli oğlu Metin Sabancı'dan söz ederken özetle şöyle diyordu; “Fabrikalar yaptım, evler yaptım ama çocuğumun ayağına bir çift ayakkabı alıp yürütemedim. En büyük zenginlik sağlıktır.”
Bundan daha güzel anlatılabilir mi?
Anlatılamaz…
O nedenle AK Parti iktidarı döneminde sağlık alanında yapılan yatırımlar, açılan hastaneler ve sağlık hizmetlerindeki gelişmeler hep kapsama alanımızda oldu. İyi yapılanı alkışlamayı da her zaman görev bildik.
Ama…
Bursa büyüyor.
Nüfus artıyor, şehir genişliyor, ihtiyaçlar çoğalıyor. Dolayısıyla sağlık hizmetlerine olan talep de her geçen gün artıyor.
Bir tarafta depreme dayanıklılık gerekçesiyle boşaltılması gündeme gelen hastaneler, diğer tarafta yeni sağlık yatırımları…
Bursa'da uzun süredir yapımı devam eden Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi'nin önümüzdeki günlerde hizmete girmesi bekleniyor. 1300 yatak kapasitesiyle Bursa'nın sağlık yükünü önemli ölçüde karşılayacak.Çekirge Devlet Hastanesi'nin de buraya taşınması planlanıyor.
Hatta İlker Çelikcan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'nin de yeni hastaneye taşınmasının düşünüldüğünü duyuyoruz.
İşte benim itirazım tam da burada başlıyor.
Çünkü her hastane sadece dört duvardan, yataktan ve tıbbi cihazdan ibaret değildir.
Bazı hastanelerin bir ruhu vardır.
Bazılarının ise vatandaşın hafızasında özel bir yeri…

İlker Çelikcan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi de işte böyle bir yer.
Bursalıların hala “Askeri Hastane” olarak bildiği bu sağlık kuruluşu, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı'na devredilmişti.
Bugün ise Türkiye'nin önemli termal terapi merkezlerinden biri.
Sadece Bursa'dan değil, çevre illerden, hatta yurt dışından hastaların şifa bulmak için geldiği bir merkez.
150 yataklı hastanenin yaklaşık yüzde 90'lık bölümünün felçli hastalara ayrılmış olması bile tek başına buranın ne kadar özel bir sağlık kuruluşu olduğunu anlatmaya yetiyor.
Üstelik mesele yalnızca felç tedavisi de değil.
Lenfödem, skolyoz, hiper kifoz ve daha birçok hastalığın tedavisinde önemli hizmetler veriliyor. Pıhtı atması sonucu yürümeyi unutan hastalar robotlar aracılığı ile yürümeyi öğreniyor.
Halk arasında “fil hastalığı” olarak bilinen lenfödem nedeniyle Türkiye'nin dört bir tarafından hastalar buraya geliyor.
Ben de geçmişte bu hastaneden hizmet almış bir gazeteci olarak söylüyorum:
Buradaki hizmet anlayışı farklı.
Buradaki çalışanların hastalara yaklaşımı farklı.
Tedavi biçimi farklı.
İnsanların kendisini yalnızca “hasta” olarak değil, insan olarak hissetmesi farklı.
İşte tam da bu nedenle endişem var.
Bu hastanenin yeni yapılacak hastanenin bir bölümüne taşınması halinde, bugün yakalanan bu özel hizmet anlayışının zarar görmesinden korkuyorum.
Çünkü sağlıkta sadece bina yetmez.
Hatta bazen binanın büyüklüğü, hizmetin büyüklüğü anlamına gelmez.
Koskoca hastane yaparsınız ama hasta kapıda derdini anlatacak birini bulamazsa, hemşire yüzüne gülmezse, doktor sorusuna cevap vermezse, temizlik görevlisi bile hastaya insan gibi yaklaşmazsa o devasa binanın ne anlamı kalır?
Bence sağlık hizmetinin gerçek ölçüsü biraz da budur.
Hasta kendisini güvende ve huzurlu hissediyor mu?
Sorularına cevap bulabiliyor mu?
İhtiyacı olduğunda karşısında onu anlayan bir sağlık çalışanı görebiliyor mu?
Tedavisi doğru ve zamanında yapılabiliyor mu?
Cevap “evet” ise mesele büyük ölçüde çözülmüş demektir.
İlker Çelikcan Hastanesi'nin başarısında da bence bu anlayışın çok önemli bir payı var.
O nedenle “Yeni hastane yapılıyor, eskisi de taşınsın” mantığıyla hareket etmek yerine biraz daha dikkatli düşünmek gerekiyor.
Eğer mevcut hastanenin mutlaka taşınması gerekiyorsa, herkes gibi benim aklımdaki adres belli.
Daha önce Osmangazi Belediyesi tarafından yapılan ve bugün farklı amaçlarla kullanılan Barem neden bu hastane için değerlendirilmesin?
Bence üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir alternatif.
Çünkü buradaki hastaların önemli bir bölümü uzun süreli tedavi görüyor.
Onların alıştığı bir düzen var.
Doktorunu, hemşiresini, fizyoterapistini tanıyor.
Hastanenin koridorunu biliyor.
Hatta belki kantincisini bile biliyor!
Böyle hastaları bir anda başka bir yapının içerisine sokmak, sadece adres değiştirmek değildir.
Alışkanlığı, güveni ve umudu da taşımaktır.
Ben henüz hastane yöneticileriyle bu konuda görüşmedim.
Onların ne düşündüğünü de ilerleyen günlerde öğrenip sizlerle paylaşacağım.
Ancak bildiğim kadarıyla Valimiz Sayın Erol Ayyıldız da konunun önemine eğilmiş durumda.
Burada AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan'ın ve Bursa milletvekillerinin de ortaya koyacağı irade önemli.
Ben inanıyorum ki bu konuda aklıselim hakim olacaktır.
Çünkü mesele siyasi değil.
Mesele insan meselesi.
Mesele sağlık meselesi.
Mesele yıllardır bu hastaneye umut bağlayan insanların umudunu kırmamak meselesi.
Üstelik bu hastanenin bağımsız bir sağlık kuruluşu olarak yoluna devam etmesi, Bursa'da sağlık hizmetlerinin çeşitliliği açısından da önemli bir kazanım olacaktır.
Siyasetin vatandaşa dokunduğu yer tam da burasıdır.
Vatandaşın derdini dinlersiniz, çözüm üretirsiniz ve vatandaş da “Beni anlayan birileri var” der.
Bundan daha güzel bir siyasi karşılık olabilir mi?
Sonuçta hepimizin hayatında değişmeyen bir gerçek var:
Para gider, makam gider, mal mülk gider…
Ama sağlık gidince insanın elinde hiçbir şey kalmıyor.
Hani derler ya:
“Hiçbir şeyin önemi yok bu hayatta, sağlık olsun.”
Ben o cümleye bugün bir cümle daha eklemek istiyorum:
Sağlık olsun… Bir de gönül dolusu huzur.
Gerisi mi?
Gerisi gerçekten de…
Yalan dünya!