Lafı fazla uzatmadan hemen söyleyelim…
1 Ekim'de yapılacak BTSO seçimleri için çalışmalar hızlanırken, anlaşılan o ki çamur siyaseti de sahneye çıkmış durumda.
İbrahim Burkay'a karşı adaylığını açıklayan Özer Matlı'nın bazı taraftarı olduğu öne sürülen sahte sosyal medya hesaplarından öyle iddialar, öyle suçlamalar ortaya atılıyor ki insan ister istemez, “Yahu arkadaş, bu kadarına da pes! İnsan utanır, Elinde varmı belge bilgi...” diyor.
Şunu en baştan söyleyelim:
13 yıllık Borsa başkanlığında hiçbir proje yapma becerisi gösteremeyen Özer Matlı'nın BTSO başkanlığına aday olmasında da hiçbir sakınca yok. Gayet normal. Her iş insanının böylesine büyük bir kurumun başına geçmeyi hedeflemesi anlaşılabilir.
Ama bunun da bir yolu yordamı var.
Çünkü bugün çamur attığınız insanlarla yarın aynı salonda karşılaşacaksınız. Yüz yüze bakacaksınız.
Siyasette de iş dünyasında da kural basit:
Çamuru fazla atan, bir gün o çamurun içinde kendisi kalabilir.
Şimdi gelelim meselenin özüne…
Ben “Özer Matlı şunu yaptı, bunu yaptı” demiyorum.
Zaten 13 yıldır Bursa Ticaret Borsası'nın başında.
Tekrar soralım; Ne yaptı?
Hangi büyük projeyi hayata geçirdi?
Kendi şirketlerini büyüttü, gariban vatandaşın evini geçindirmek için beslediği tavukçuluğu bitirdi. Tavuk yem ve yumurtada tekel oldu...
Peki Bursa iş dünyasına ne kattı?
Bunları en iyi anlatacak olan yine ortaya koyduğu icraatlar değil mi?
Daha öncesinde Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası başkanlığı yaptı. Oradaki dönemi de ortada. Dolayısıyla seçim döneminde insanların geçmişlerini, yaptıklarını ve yapamadıklarını konuşmak son derece normal.
Ama işi karalamaya, iftiraya, sosyal medya üzerinden bel altı vuruşlara götürmenin kimseye faydası yok.
İbrahim Burkay ise BTSO'nun başında 13 yıldır ortaya koyduğu projelerle geliyor.
Üstelik öyle üç-beş projeden bahsetmiyoruz.
60'ın üzerinde proje…
Bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı devam ediyor.
TEKNOSAB'dan KOBİ OSB'ye, Bursa Business School'dan TEKNOSAB Lojistik Park'a, BUTEKOM'dan Model Fabrika'ya kadar uzanan geniş bir proje listesi var.Bursa Business School için boşuna “Bursa'nın Davos'u” denilmiyor.
Şimdi bütün bunları bir kenara bırakıp, “Yok efendim, seçim öncesi yatırım yapılıyor” demek bana pek inandırıcı gelmediği gibi iş insanlarına da gelmiyor.
Hele hele KOBİ OSB'nin bugünlere nasıl geldiğini bilenler, bu işin hiç de öyle “hadi yapalım” denilerek olmadığını yakından biliyor.
Yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, ilgili bakanlıklar, izinler, mevzuat, bürokrasi… Bunların hiçbirisi öyle kahve köşesinde “Tamamdır abi, yarın başlarız” denilerek çözülmüyor.
İnşaat işinin içinde olanların bunu herkesten iyi bilmesi gerekir. Bu günlerde karalama kampanyasının bir parçası haline gelen sayısı da 3 geçmeyen Necati Şahin’in başını çektiği inşaatçılar...
Borsada ne var?
Gazeteci Bilal Kayaaltı'nın önceki gün bazı ticaret borsalarının projelerini ve borçlarını kıyaslayan değerlendirmesi de dikkat çekiciydi. Eline sağlık Bilal
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Bursa Ticaret Borsası'nın 13 yıllık döneminde kent hafızasında yer edecek hangi büyük proje var?
Cevabı kamuoyu versin.
Çünkü iş dünyasında en güzel cevap, laf değil eserdir.
BTSO'da yapılanları beğenirsiniz, eleştirirsiniz, eksik bulursunuz. Bunların hepsi tartışılabilir.Ama ortada somut projeler varsa onları yok sayarak seçim kampanyası yürütmek de bana göre doğru değil. İnsaflı da değil....
Bir de aidat meselesi var.
Özer Matlı açıklamıştı; “BTSO aidatlarında indirim yapacağız” ifadelerini kullanmıştı. Bunu söylemek kolay..
İyi güzel de…
Keşke önce mevzuata da bir göz atılsaydı!
Çünkü oda ve borsaların aidatları kafaya göre “Ben şu kadar indireceğim” denilerek belirlenmiyor. 5174 sayılı kanun ve ilgili mevzuat çerçevesinde belirlenen yükümlülükler var.
Yani seçim meydanında “Aidatı indiriyorum” demek kolay. Ama işin bir de kanun tarafı var. Mevzuat izin veriyorsa yaparsınız. Vermiyorsa da “Ben yaparım” demekle olmuyor. Özer Matlı'nın sanırım bundan da haberi yok…
Kapılar meselesi…
Bir başka iddia da İbrahim Burkay'ın yanına girmek isteyenlere kapıların kapalı olduğu, üst katlara çıkılamadığı yönünde.
Allah aşkına!
BTSO'nun kapısından girip çıkmayan mı var?
Başkanla görüşmek isteyenlerin hangi prosedürle görüştüğü, kurumun nasıl çalıştığı elbette tartışılabilir.
Ama bunu “üst katlara çıkamıyoruz” seviyesine indirirseniz, seçim kampanyasından çok apartman yöneticiliği seçimine benzer.
Güvenlik meselesi de ayrı hikaye… Yönetim katında güvenlik önlemlerinin artırılması üzerinden de eleştiriler yapılıyor.
Eğer bu uygulama gerçekten resmi makamların, örneğin Valilik tarafından gönderilen yazı doğrultusunda yapıldıysa, bunun sorumluluğunu doğrudan BTSO yönetimine yüklemek biraz insafsızlık olur ki, durum aynen öyle..
Önce belgeye bakacaksınız. Sonra konuşacaksınız. Gazeteciliğin de, siyasetin de, iş dünyasının da temel kuralı budur.
Belge varsa konuşulur. Yoksa söylenti üzerinden hüküm verilmez.
Gelelim bir başka dikkat çekici meseleye…
Özer Matlı'nın OSB ziyaretlerinde Bursaspor forması hediye ettiği görülüyor.
Güzel…
Bursaspor hepimizin.
Ama forma işi de biraz ilginç bir görüntü oluşturuyor.
Eğer sadece OSB başkanına, üzerinde adayın isminin bulunduğu forma veriliyor; diğer üyelere verilmiyorsa insanın aklına ister istemez şu geliyor: “Başkanın gönlünü formayla mı alacağız?” gerisi hikaye…
Kaldı ki; Bursaspor kimsenin şahsi malı değildir. Bursaspor, Bursa'nın ortak değeridir. Bursaspor'a destek veren herkese teşekkür edilir.
Ama Bursaspor'u seçim kampanyasının bir parçası haline getirmek başka bir şeydir. Bana göre bugün herkesin her kesimin alkışladığı Enes Çelik'inde bu konuda daha dikkatli olması lazım…
Daha önce de söyledim; stadyum isim sponsorluğu konusunda da tartışmalar yapılmıştı. Şeffaflık diyorsanız, o zaman herkes için aynı ölçüyü kullanacaksınız. Matlı grubu Bursaspor’a hayrına sponsor olmadı. Koca stadyumun ismi değişti reklamını yapıyor…
Asıl mesele şu…
Benim asıl itirazım Özer Matlı'nın adaylığına değil.
Aday olabilir.
Kazanabilir.
Kaybedebilir.
Bunların hepsi demokrasinin içinde var.
Zaten İftira-İrtifa kaybedenlerin işi olsa da, benim itirazım, seçim kazanma yolunun çamur atmaktan geçtiği düşüncesine.
Çünkü insanın söylediği sözden önce, durduğu yer önemlidir. Merhum şair Ahmet Arif'in o meşhur dizeleri geliyor aklıma:
“Ulan ne boktan şeymiş hayat kavgası…”
Gerçekten de öyle.
Ne yana dönsen bir tartışma, ne yana baksan başka bir kavga. Beraberinde iftira...
Ama iş dünyasında başarı biraz farklıdır. Başarılı insanlar konuşarak değil, iş yaparak kendilerini gösterir.
Gelelim benim tavrıma…
Bazıları soruyor:
“Sen neden Özer Matlı'ya karşısın?”
Cevabım çok basit:
Biz kimseden sebepsiz yere soğumadık.
Ya sözü yalandı…
Ya özü yalandı…
Bunu niye söylediğimi Özer Matlı gayet iyi biliyor... Belki zamanı geldiğinde ayrıntısını da anlatırım.
Ama bugün bunun gereği var mı?
Bence yok.
Çünkü asıl mesele kişilerden ziyade Bursa'nın geleceği.
Ben yaklaşık 40 yıldır Bursa'yı, Bursa iş dünyasını ve siyaseti yakından takip eden bir gazeteciyim.
Bu süreçte çok başkan gördüm.
Çok aday gördüm.
Çok seçim gördüm.
Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim:
İbrahim Burkay'la birlikte Bursa iş dünyasının ufku genişledi. Yeni projeler, yeni hedefler, uluslararası bağlantılar, eğitim ve teknoloji yatırımlarıyla Bursa'nın iş dünyası farklı bir noktaya taşındı.
Bunların hepsine “mükemmel” demek zorunda değiliz.
Eleştirebiliriz.
Eksiklerini söyleyebiliriz.
Daha iyisini isteyebiliriz.
Ama yapılanı da görmezden gelemeyiz.
Çünkü seçim başka şeydir, gerçek başka şey.
Ve gerçek, eninde sonunda sandıkta da, tarihte de ortaya çıkar.
Son olarak buradan İbrahim Burkay'a bir cümle söylemek isterim:
Herkes bu hikayeyi anlayamaz.
Çünkü o hikayede ne yaşadığını, hangi mücadelelerden geçtiğini, hangi kapıları çaldığını, hangi geceler sabahladığını ve neleri göze aldığını en iyi sen bilirsin.
Gerisi?
Bugün konuşulur…
Yarın unutulur.
Ama yapılan işler kalır.
Çamur atılır, el yıkanır.
Ama eser bırakıldıysa, o eser yerinde durur.
Gerçeği ise zaman gösterir.
Hem de öyle bir gösterir ki…
Kimseye söz hakkı bırakmaz.
Var mı ötesi?