Bu şehirde öyle şeyler oluyor ki…
“Biraz da siyasetten uzak duralım, kentin gündemine bakalım” diyoruz ama nafile!
Siyaset gelip insanın kapısını çalmakla kalmıyor, adeta eve yerleşiyor.
Daha önce gündeme getirdiğimiz konuların yankılarını da ilgiyle izlemeye devam ediyoruz. Görünen o ki bu tartışmalar daha epey bir süre bitmeyecek.
Hele sosyal medya var ya…
Eskiden kahvehanelerde konuşulanlar şimdi dünyanın önüne seriliyor. Herkesin fikri var, herkesin hesabı var, herkesin bir de klavyesi var!
Bazen öyle yorumlar okuyorum ki insan ister istemez düşünüyor:
“Bu kadar haset nereden geliyor?”
Birileri sürekli kıskançlık üretiyor. Güzel insanların güzel düşüncelerinin gölgesinde kalınca, kendi içlerindeki çürümüş hesapları dışarı kusuyorlar.
Ne diyelim…
Demek ki kamuoyunun önünde olmak böyle bir şey.
Her görüşten insanı çekiyorsunuz, her niyetten insanı da…
Ama bizim savunduğumuz şey çok net:
İlkeli siyaset.
Dürüst olmak.
İnsanları kandırmamak.
Söylediğinin arkasında durmak.
Ve Mevlana'nın asırlardır söylediği o güzel sözü hayatın merkezine koymak:
“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”
Gerçi bugün bu sözü hatırlaması gerekenlerin bazıları Mevlana'yı değil, galiba Google'ı açıp önce “Ben şimdi nasıl görünüyorum?” diye bakıyor!
Tam burada yıllardır anlatılan güzel bir hikâye var.
Çevresinde dindar olarak bilinen, defalarca hacca gitmiş yaşlı bir adam parasını çekmek için bankaya gider.
Banka görevlisi genç kadın, işlemlerini yapmaktadır. Bir yandan da sol eliyle çayını içmektedir.
Yaşlı adam bunu görünce bir anda ayağa kalkar:
“Bak kızım! Sol elle çay içilmez. Günahtır. Çayı sağ elinle iç!”
Gişe görevlisi ise son derece sakin bir şekilde cevap verir:
“Ne yapayım amca? Sol elimle çay içerken sağ elimle de senin paranın faizini hesaplıyorum!”
İşte mesele tam da bu!
Dışarıdan bakınca başka, işin içine girince bambaşka!
Siyasette de durum bundan çok farklı değil.
Dünya görüşünüz ne olursa olsun…
İnsanlara bakarken önce liyakate, dürüstlüğe ve iş yapabilme kabiliyetine bakacaksınız.
Çünkü mesele kimin hangi siyasi görüşe sahip olduğu değil.
Mesele, eline verilen işi hakkıyla yapıp yapmadığıdır.
İnsanların yarasına merhem olabiliyor mu?
İşini biliyor mu?
Sözünün arkasında duruyor mu?
Yoksa bir eliyle vatandaşa ahkâm kesip diğer eliyle başka hesaplar mı yapıyor?
Burası önemli!
Siyasette çamur atmak kolay, iz bırakmak zor
Yıllardır bu mesleğin oksijeni bol tepelerinde dolaşan biri olarak şunu çok net söyleyebilirim:
Siyasette çürümüş amaçların peşinden koşanlar, eninde sonunda kendi kurdukları oyunun içinde kayboluyor.
Çünkü siyaset uzun soluklu bir iştir.
Bugün alkışlayan yarın eleştirir.
Bugün yanında duran yarın karşısına geçebilir.
Ama vatandaşın hafızası kolay kolay silinmez.
Hele samimiyetsizliği hiç unutmaz!
Bu nedenle siyasete çamur bulaştırmaya çalışanlara karşı “Aman tarafsız kalayım” demek de her zaman doğru değildir.
Çünkü siyaset bilimci Maurice Duverger'in çok çarpıcı bir sözü vardır:
“Tarafsızlık, statükoya destek vermektir.”
Bazen haksızlık karşısında susmak, haksızlığa ortak olmaktır.
Bazen yanlış karşısında sessiz kalmak, yanlışın büyümesine izin vermektir.
Şimdi gelelim asıl meseleye…
BTSO Başkanı İbrahim Burkay için önümüzdeki seçimlerde açık destek vermemizi eleştirenler var.
Olabilir.
Herkes aynı düşünmek zorunda değil.
Ama bizim bir tercihimiz varsa bunu açık açık söylemekten de çekinmeyiz.
Çünkü bir toplumda görüş belirtirken de gazetecilik yaparken de “Acaba ne derler?” hesabıyla hareket etmedik.
Doğru bildiğimizi söyledik.Yanlış gördüğümüzü eleştirdik.İnandığımız insanın da arkasında durduk.
Bundan rahatsız olanlara tavsiyem şu:
Önce neden rahatsız olduklarını düşünsünler.
Sonra da dönüp kendi geçmişlerine baksınlar.
Çünkü siyasette dün söyledikleriniz, bugün önünüze gelir.
Bugün attığınız adım da yarın karşınıza çıkar.
Bakın;
Özer Matlı'nın en büyük destekçilerinden Necati Şahin de önceki yazımızın altına bir yorum bırakmış.
Demiş ki:
“Umarım hakikatler rüyana girer.”
Sevgili Necati Abi…
Rüyaya gerek yok!
Ben bazı şeyleri uyanıkken de görebiliyorum.
Hatırlarsın…
Sen AK Parti'den ayrılıp CHP'den belediye başkan adayı olduğunda sana açık açık:
“Kaybedersin” demiştim.
Sonuçta ne oldu?
Kaybettin.
Şimdi yine aynı kanaatteyim.
Görünen köy kılavuz istemez…Bu kez de kaybedeceksiniz.
Hem de bu konuda o kadar iddialıyım ki, gece yatmadan önce rüya görmeye bile gerek duymuyorum!
Ama olur da rüyanda beni görürsen…
Bu kez sen bana değil, ben sana:
“Necati Abi, çayını hangi elle içiyorsun?” diye sorarım!
Çünkü siyasette mesele çayın hangi elle içildiği değil…
Hesabın hangi elle yapıldığıdır!
Ve vatandaşın hesabı şaşmaz.
Ne diyelim…
Sol elle çay içen çok olabilir.
Ama önemli olan, sağ elle ne hesaplandığıdır!
Sanırım fazla söze gerek yok....