Ülkenin zor zamanlarını atlatmak için herkes işin bir tarafından tutup, çaba harcarken...
Birilerinin de önemli görevlerde koltuğunu işgal edip, kendi çıkarları için, koltuğunun gücüyle halkın deyimiyle 'malı götürürken'...
Dipsiz kuyu desek değil...
Arsızlık desek değil...
Yüzsüzlük desek hiç değil...
Halk sıkıntı yaşarken, onu daha da çok sıkıntıya itecek 'malı götürme' derdinde olanlara ne d,emeli ki?
***
Fon...
Fon değil aslında birilerinin kendine fonlaması...
Bile bile, göz göre göre gelen felaket...
Kastelli felaketinden bu yana hiç mi değişmez bu durum?
Demek ki neymiş, liyakatlı kadrolar yoksa, suistimal kaçınılmaz...
Demek ki neymiş, manevi hazlar, kişinin içi boşsa, maddiyatla doymaz bir şekilde hırsızlığı 'meşru' gibi görebilir, gösterebilirler.
Nereye kadar?
***
Her olay sonrasında o kadar çok söyleyen yazan var ki!
Öngörülen bir durumu, şimdi basit bir olay gibi yorumlamak, öngörüsüzlüktür....
***
İnegöl Kent Konseyi başkanlığı döneminde tanıdığım Haydar Cerrah kardeşimin, sosyal medya paylaşımı; o kadar net özetlemiş ki durumu... Yazıma da onun paylaşımıyla nokta koyayım:
'Çoğunlukla İnsanlar devlet veya kurumlarda göreve güvenilir ve vicdanlı diye başlatılır. Sonra değişir, bozulur, döner.
Burada önemli olan, o kişinin nasıl başladığı değil; bozulduktan sonra kimin yanında durduğunuzdur.
Fon, borsa vb yolsuzluk olaylarında da mesele budur. Yanlış yapanı, sırf geçmişte güvenilir diye korumak; yanlışa ortak olmaktır. Kişiler değil, kurumlar korunmalıdır. Bozulma ve çürüme varsa gereken yapılmalı, gerekiyorsa kurumdan ihraç edilmelidir. Arkasında veya yanında olmak çürümeye ortak olmaktır. "Benim hırsızım iyidir" diye korumaya kalkanlar tarihin çöplüğünü boylamıştır
Çünkü sadakat kişiye değil, devlete, Millete, adalete ve vicdana olmalıdır.'